Muş’lu Kıtalar Atlası

Muşlu kıtalar atlasında insanlar var hayal kuran, dua eden, isyan eden, seven, bahara sevinen, içi ürperen, bir kalp sancısı için bekleyen, ritim tutan, ağlayan, ekip biçen, yazan, uyuyan, sevilmeyen, kavga eden, gitmek isteyen, kıskanan, aşık olan, terkedilen, giden, gidemeyen, cesaret edemeyen, imkânı değil ama çokça imkânsızlıkları olan. * miş-li mış-lı bir çocuk varmış muşlu kıtalar … Okumaya devam et Muş’lu Kıtalar Atlası

Ada Günlüğü 2

İstanbullu olanlar bilir şöyle bir laf dolaşır aramızda:

“Yıllardır burada yaşıyorum bir kez olsun şu Kız Kulesi’ne gitmedim”

“bir kez olsun Yedikule Zindanları’na gitmedim”

“bir kez olsun Pierre Loti’ye çıkmadım”…

bir kez olsun bir kez olsun bir kez olsun…

İstanbul’un girdabında, dibe gitmemek için çırpınırken bazı şeyler zamana teslim edilir, ertelenir, sonra da onlardan vazgeçilir…

Çanakkale’nin çekim merkezleri İstanbul’unki kadar olmasa da son zamanlarda Bozcaada ilk sıralara taşındı. Hem de elbirliğiyle, ilmek ilmek dokundu bu turizm projesi.

(Bir Pleasantville öyküsü de diyebiliriz…) Okumaya devam et “Ada Günlüğü 2”

Ada Günlüğü 1

En son haziranda kuzenimin düğünü için Bozcaada’ya gittiğimde, mevcut ada nüfusunun büyük bir kısmının Bayramiç’ten yerleştiğini öğrendim. Temmuzdaki duraklarımdan biri Bayramiç’ti zaten. Daha gitmeden adayla olan bu güçlü ilişkisi sebebiyle içten içe bir yakınlık duymaya başlamıştım oraya…

Çocukluğumdan beri beni büyüleyen tarihi, sokakları, güneşi, ağacı buram buram deniz kokan bu adanın Bayramiçlilere ne ifade ettiğini merak ediyordum. Karşı kıyıya Kaz Dağları’ndaki komşu ilçeye gittiğimde bir çok insanla bunu konuşma fırsatım olacaktı.

Herneyse, Ada’daki köklü ailelerle konuşuyordum, esnafla görüşüyordum, merkezdeki çay bahçesinde bir Rum’a rastlayabildiğim ve onunla iç çeke çeke sohbet edebildiğim için kendimi şanslı sayıyordum … Tüm bu sohbetlerden sonra kafamda bir ampul parıldadı! Ağustos’da üzüm hasatına katılmalıydım (malum adada tarımsal faaliyet bağcılıkla sınırlı, ancak bağcılıkta organik tarıma geçildiğini de söylemeliyim.  İlçe yönetimi ve adadaki şarap üreticileri bu konuyu biraz daha yakından takip etmeli sanıyorum).

Böylece hem Bayramiçlilerle hem de ada’m ile yakın bir ilişki kurabilirdim.

Benimle aynı fikirde olan biri daha vardı. Bundan aylar önce yaz aylarımı köylülerle geçirmek istediğimi öğrenen çocukluk arkadaşım “bana da bir kaç gününü ayır ben de gelmek istiyorum” demişti.

Üzüm kesme fikri aklıma düşer düşmez Pınar’ı aradım, bana çok güvendiği için hiç düşünmeden

Tamam! dedi oysa işler hiç de tasarladığımız gibi olmadı… Okumaya devam et “Ada Günlüğü 1”

Adaköyümden notlar da olacaktı günlüğümde

Günlüğümü hep olduğu gibi küçük defterime yazarım, kimi zaman tükenmez kimi zaman kurşunla…Bazen korkarım zamanla silinecek gidecekler diye.  Bazı sayfaları fazla yıpratmışım defterin kapağı kapanmadığı gibi o sayfalar kendilerini çok belli ediyor. Ağustosta bitirdiğim günlük defterim masamın üstünde pıtır pıtır oynayıp duruyor “ben de buradayım, unuttum beni” der gibi sayfalarını hışırdatıyor. Anlıyorum derdini, internet günlüğüne aktarmadıklarım küstü küsecek bana onu haber veriyor. Okumaya devam et “Adaköyümden notlar da olacaktı günlüğümde”

Lütfen bana gücenme Filyos ama anlaşamadık seninle…


Nasıl bir renge boyanır, hangi ışık onu aydınlatır, nasıl seslenilir, hangi kelimelerle tanımlanır bulamadım…Halâ bir gizem benim için Filyos.

Gizem kelimesindeki süregelen ve zaman içinde devam eden merâk unsuruna hiç aldanmayalım. Onu gizemli bulmam, zihnimin ve duygu zekâmın sınırlarında orayı bana açıklayacak yeterli veriyi bulamamamdan kaynaklanıyor.

Ne olur darılma bana Filyos, sevgili Mehmet Öğretmen ve satranç oynama sözü verip ama yanına bir türlü gidemediğim küçük Mustafa. Okumaya devam et “Lütfen bana gücenme Filyos ama anlaşamadık seninle…”