Ada Günlüğü 1

En son haziranda kuzenimin düğünü için Bozcaada’ya gittiğimde, mevcut ada nüfusunun büyük bir kısmının Bayramiç’ten yerleştiğini öğrendim. Temmuzdaki duraklarımdan biri Bayramiç’ti zaten. Daha gitmeden adayla olan bu güçlü ilişkisi sebebiyle içten içe bir yakınlık duymaya başlamıştım oraya…

Çocukluğumdan beri beni büyüleyen tarihi, sokakları, güneşi, ağacı buram buram deniz kokan bu adanın Bayramiçlilere ne ifade ettiğini merak ediyordum. Karşı kıyıya Kaz Dağları’ndaki komşu ilçeye gittiğimde bir çok insanla bunu konuşma fırsatım olacaktı.

Herneyse, Ada’daki köklü ailelerle konuşuyordum, esnafla görüşüyordum, merkezdeki çay bahçesinde bir Rum’a rastlayabildiğim ve onunla iç çeke çeke sohbet edebildiğim için kendimi şanslı sayıyordum … Tüm bu sohbetlerden sonra kafamda bir ampul parıldadı! Ağustos’da üzüm hasatına katılmalıydım (malum adada tarımsal faaliyet bağcılıkla sınırlı, ancak bağcılıkta organik tarıma geçildiğini de söylemeliyim.  İlçe yönetimi ve adadaki şarap üreticileri bu konuyu biraz daha yakından takip etmeli sanıyorum).

Böylece hem Bayramiçlilerle hem de ada’m ile yakın bir ilişki kurabilirdim.

Benimle aynı fikirde olan biri daha vardı. Bundan aylar önce yaz aylarımı köylülerle geçirmek istediğimi öğrenen çocukluk arkadaşım “bana da bir kaç gününü ayır ben de gelmek istiyorum” demişti.

Üzüm kesme fikri aklıma düşer düşmez Pınar’ı aradım, bana çok güvendiği için hiç düşünmeden

Tamam! dedi oysa işler hiç de tasarladığımız gibi olmadı…

Adada bağcılık işi adanın varoluşu kadar eski bir iş. Ada demek adeta üzüm demekti yakın bir geçmişe kadar şimdi onun yerini turizm almak üzere…Her neyse o kısma fazla bulaşmıyorum..

Üzüm işi üreticilerin bağlı olduğu kooperatifin koordinasyonu altında yürütülüyor. Adanın bağlık alanları yüzölçümünün 1/3’ünü, tarım arazilerinin ise %80’ini kaplıyor.  Sofralık üzüm ve şaraplık üzüm farklı zamanlarda hasat ediliyor. Sofralık üzüm çeşitlerinden Bozcaada Çavuşu,  Atasarısı, Uslu, Yalova İncisi,  Alphonse Lavallee ve Amasya bulunuyormuş. Ancak ben çavuş üzümü dışındakileri gör(e)medim.

Adanın çavuş üzümü meşhur, işte hesapta biz onun hasatında çalışacaktık.  Aldığım bilgiye göre kesim 10 ağustosta başlayacaktı. Adaya gittiğimizde öğrendik ki kooperatif ve bağcılar kesim için erken olduğuna karar vermiş, hasat başlamayamıştı. Zaten bu yaz hazirandan beri gezdiğim heryerde tüm hasatlar birer ikişer hafta gecikmeli yapıldı. Bunu düşünmeliydim!!!

Pınar’ın takvimi kısıtlı fazla beklemeye vaktimiz yok…Günler geçecek ve biz bağda geçirmeyi düşündüğümüz 10 günü harcayacağız diye ah vah ederken. Endişeye mahal kalmadanbir gün sonra kendimizi adanın en eski ve ilk tatil köylerinden birinde oda temizliği yaparken bulduk!

İşte, nerdeeen nereye…

Sofrasında kendi bahçelerinden topladıkları doğal ürünleri kullanan bu tatil köyü bizim kaderimiz oldu. Çiftlik sahiplerinin sezonun tam ortasında işçilerinin gittiğini öğrendik, eskiye dayanan tanışıklığımıza güvenerek Pınar la göz göze geldik ve bizi bir haftalığına işe almalarını teklif ettik…

Çiftliğin emektarı Şerife Abla başta bu işi yapamayacağımızı düşünmüş olabilirdi ama var gücümüzle sıcağın altında çalıştığımızı görünce sanırım fikri değişti ve bizi bağrına bastı…

Bir kaç gün sabah 9 öğlen 4 buçuk arası odalarda çalışarak geçti.

(itiraf) Çiftlikten çıktığımız anda kendimizi Sulubahçe’ye atıyorduk (ağustosun ortasında aksi mümkün değildi ki…) Orada gün yeniden doğuyordu işte…Zaten yeryüzünde ada deniziyle buluşup da dirilmeyen bir insan olabilir mi?

devamı ve bağda üzüm kesme işi sonraki yazıda…