Dersimiz: Ülkemizi Tanıyalım Konu: Kapıdağ Yarımadası

Bazen algılarımın yaşadıklarımı değerlendirmeye yetmediğini düşünüyorum. Sanki fizyolojik olarak beynim, gelen uyarıcıları doğru şekilde kodlayamıyor ya da bunca zamandır ona öğrettiğim(!)den  farklı biçemlerle karşılaştığı  için yavaşlamaya tutulmaya başlıyor.

Nasıl neden ne için olmuş da öğrenme biçimlerimiz kısıtlanmış, kalıplara sokulmuş, at gözlüklerine hapsedilmişiz(m). Hangi bilinçle ya da bilinçsizlikle kafamı çevirmemişim öteki yöne. Niye sormamışım, neden, ne zaman, niçin, nerede?

İşte bu seferki yolculuğumla ilgili anlatmak istediğim tam da bununla ilgili.

Türkiye haritasındaki görselliği dışında tanımayı aklımın ucuna bile getirmemiş olduğum: Kapıdağ Yarımadası’ndayım. Orada da insanların yaşadığını unuttuğum Ocaklar beldesinde…

Koskoca denizin ortasında garip biçimli bir kara parçası burası, ben onu “Ne ada ne kara” diye yorumluyorum.

Ruhu ada kendisi kara sanki…

Her adanın olduğu gibi onun da mevsimlik ziyaretçileri, sürekli sakinleri ve de hiç tanımayanları var.

Son zamanlarda adını pek sık duymaya başladığımız tohum meselesini ciddi biçimde ele alan oluşumlardan biri olan Kadir ve Güler Dadan’ın tohum ambarını ziyaret ediyorum. Kadir abi ve Güler abla ile yeniden, bu kez yaşam alanlarında tanışıyorum.

Sadece onlarla değil yeni tohumlar, yeni arkadaşlar, yeni dostlarla …”Başka bir gıda mümkün” girişimiyle

Tükettiğimiz herşeyi sorgulamaya başlamalıyız bugün. Hem niceliklerini hem niteliklerini.

Ne yediğini, nasıl yaşadığını sorgulayan, daha iyisini, daha iyi koşullarda ancak mutlaka başkalarıyla da paylaşarak tüketmek isteyen Kadir Dadan “başka bir gıda mümkün!” diyor. Bir dönem yörenin buğdayından su değirmeninde ekmek üretimini teşvik eden Ocaklar Kolektifi şimdi de  Paşalimanı adasında kimyasal ilaç ve gübre kullanılmadan yetiştirilen yerel Adakarası cinsi üzümlerinden şarap üretmeye başlıyor.

Paşalimanı adasından hareket eden balıkçı teknesi Ocaklar’ın küçük limanına yanaşıyor, içinden kasa kasa üzümler iniyor…Bu üzümler genç gönüllülerin elinde temizleniyor ayıklanıyor. Üzümler ayıklanırken biz uzun uzun sohbet ediyoruz. Yeni yaşam yollarımızdan, doğadan, bahçecilikten ve hayallerimizden…

Akşam olmadan ambardaki yaz sebzelerini ziyarete gidiyorum. Bahçedeki çeşitler gözlerimi kamaştırıyor. Hastalık gelen domastelerden çürümüş olanları ayıklıyoruz (domates kokusu bana nedense Nazilli’deki salça maceramı hatırlatıyor, derin bir iç çekiyorum:)) Toprağa dokunup bir iç çekiyorum, iki hafta boyunca İstanbul’dan aldığım elektriği bırakma vakti!

Güler Dadan bu bahçenin daha doğrusu tohum ambarının en aktif hobist çiftçisi. Köylülerin “siz ne anlarsınız bahçe işinden” diyen bakışlarının altında nasıl özenle çalıştığını ve her bir fide için verdiği emeği keyifle anlatıyor. Öğretmen olan Güler Dadan bir yılı aşkındır öğrencilerine ve hatta öğrencilerinin  ailelerine tohumları korumayı onları yetiştirmeyi kısacası kendi gıdalarını üretebileceklerini gösterecek gönüllü bir faaliyet de sürdürüyor.

Akşamın ilerleyen saatlerinde kendimi Ocaklar’ın dost sofrasında buluyorum, bağlama dile geliyor gözler doluyor…Topraktan, sudan, havadan ve insandan geçiyor sözler. Ve birden hangi coğrafyada olduğumu unutuyorum, Karadeniz’de miyim yoksa Ege’de mi? Algılarım karışıyor…Burası neresi? Ben hangi zamandayım?

Hangi bu ülkede hiç güzel bir şey olmuyordu? İşte burada oluyormuş be yahu!