(Van,2004) Dönüm noktası

Van, deyince akan sular duruyor benim için.

Oraya gittiğimde anladım yaşamdaki amacımı.

Gevaş’ın bir köyündeki tek gözü küçük yaşta sakatlanan ve bu yüzden okul hayatı başlamadan biten Müslüm ile tanıştığımda…

Okumaya devam et “(Van,2004) Dönüm noktası”

Reklamlar

Yıllardan 2000 ve yıllar sonra ‘herşey olması gerektiği gibi hayatımda’

“Herşey olması gerektiği gibi görünüyor yine hayatımda…
Bir sürü duvar çıkıyor karşıma hepsinin üstünden atlıyorum. Bildiğim tek şey bunları ardımda bırakıp gitmek istediğim.
Bu duvarları aşmak artık bana yetmiyor!
İçinde olmak istiyorum o hasretle baktığım fotoğrafların, her karenin ayrı bir hikayesi vardır ya o hikâyelerde kaybolmak istiyorum. Savrulmak istiyorum sarf edilen boş sözler gibi rüzgârla ve birinin dudaklarında doğru zamanda doğru yerde söylenen bir türküyle yeniden doğmak istiyorum…Acılarını paylaşabileceğim kimse yokmuş gibi duruyorum sabit öylece…
Dilini bildiğim, bilmediğim sokakların yırtık pırtık haritalarında kaybolmak, yürümek yürümek yürüyebildiğim yere kadar yürümek istiyorum!
Herşey olması gerektiği gibi görünüyor bugün hayatımda oysa ki aynadan yansıyan  ışıkları cebime doldurup karanlıkta yaşamayı planlıyorum son zamanlarda!
Bir kaç çocukluk şarkısı, biraz da aşk kırıntısı koyarsam çantama hazır olurum yola çıkmaya…
Kimse bilmesin istiyorum nerede olduğumu, uzakları yaşamak istiyorum bir süreliğine.
Çok mu şey istiyorum?! Bedeli ağır mı olur bu isteklerin, bilmiyorum.
Tek dileğim kendi hikâyemi yazmak ve onu mutlu bir şekilde tamamlamak…
Evet, harekete geçme vakti gelmedi mi daha?
Hacminiz kadar mı yer kaplamak istiyorsunuz bu dünyada yoksa düşündüğünüz kadar mı?
Hayal ettiğiniz kadar mı varsınız yoksa kabullenip kaderin yazgısına boyun eğdiğiniz kadar mı?

(2000, 29 ekim)

Kentten köye de olsa köyden kente de yolculuğun büyülü yanlarını yaşamak mümkün.Tabii farkındalık algısı açık olanlara…

Dört ayın sonunda değiştiğimi farkediyorum hem de tüm hücrelerimde…Şehirde daha kolay yorulduğumu, daha çok sızlandığımı, her zaman kolayca başa çıktığım şeylerin bu sefer beni kolayca yıldırdığını görüyorum. Öte yandan ailemle geçirdiğim zamanların kıymetini daha iyi anlıyorum. Beraberken hissettiğim huzuru iyice çekiyorum içime…Biliyorum ki kendi hikâyemi yazmak için mekân değiştirdiğimde bu huzuru yanımda taşımam gerekecek.

Güzel sürprizler hazırlamış İstanbul’daki odam bana…eski kutular, eski kutulardan baş çıkartan köşesi çoktan eriyip giden defterler, o defterlerin arasından sırıtan yırtık pırtık kağıt paçavraları, o paçavralardan fışkıran duygular…Hepsi öyle büyülü ki sanki yıllar öncesinden bugün için hazırlanmışlar. O zaman neden olduğunu ne olduğunu çıkartamadığım duygularım, cümlelerim şimdi yarınıma ışık oluyorlar.

İçi kıpır kıpır olan ama bir türlü tası tarağı toplayamayanlara duyurulur: Yola çıkmak, yola çıkamamak kadar yorucu daha fazla değil…

Filyos ile aram bozuk olabilir ama Tios için alın teri akıtanlara bir borcum var!

Filyos’ta gün her gün gün böyle batıyor ve bir süre sonra sıradanlaşıyor…Sanırım Filyos’takiler de artık bu olağan dışı güzellikteki gün batımlarının sıradanlaşması yüzünden yaşamın mucizelerini unutmuşlar…Tios’lular için durum neydi, ne düşündüler hiç öğrenemeyeceğiz…

Dersimiz: Arkeoloji

Konu: Tios

Hocamız: Sümer Atasoy

Kazı alanında olmak… Okumaya devam et “Filyos ile aram bozuk olabilir ama Tios için alın teri akıtanlara bir borcum var!”

“Köylüleri niçin öldürmeliyiz?” ve “Kentlileri niçin öldürmeliyiz?”

“Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?”

Çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünmezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar

Dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
…Haksızlığa ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz ? Okumaya devam et ““Köylüleri niçin öldürmeliyiz?” ve “Kentlileri niçin öldürmeliyiz?””

İçimdeki dramı neden yaz(ş)ıyorum: İSTEMEDİKLERİM’le dolu bir yazı

Çünkü çok üzülüyorum.

Neden üzülüyorum?

Çünkü yok olan-olmayan herşeyin bir parçasıyım.

Neden yazıyorum?

Belki üzüntüm birazcık olsun azalır diye.

Neden yok oluşlar bu kadar dramatik?

Herhalde bilginin bu kadar hızlı yayıldığı ve insanın ruh halinin bu kadar kırılgan olduğu bir dönem daha önce yaşanmamıştır. Sahip olabileceğimiz herşeye sahibiz ve hepsini en değerlilerinden başlayarak yitiriyoruz.

Toprak, su, hava…

Bu dram neden benim bünyemi böyle derinden etkiliyor?

Sanırım genlerim yok olmamayı ve mevcut koşullarda kendilerini iyileştirerek var olmayı istiyor. Bu da beni yaklaşan bir tehlikeye karşı tetikte olmam için sürekli uyanık tutuyor. Üstüne üstlük ben sadece genlerlerimi değil, ruh ve akıl taşıyorum bedenimde. Ruhum daha huzurlu aklım da işe yarayabileceği özgün bir dünyayı hakediyor.

Oysa ki ben kanser olmak istemiyorum

Ben yakınımdakilerin, sevdiklerimin kanser olduklarını duymak istemiyorum.

Onları nedenini bildikleri ya da bilmedikleri acı dolu bir sona bir hiç uğruna uğurlamak istemiyorum.

Ben GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ GIDA-TOHUM-YEM istemiyorum

Ben KİMYASALLAR ve PETROL LOBİSİYLE YÖNETİLEN GIDA SİSTEMİ istemiyorum

Ben  BAŞTA DOĞANIN ardından İNSANLARIN YAŞAM HAKLARININ HESLER, TERMİK, ALTIN MADENLERİ VE NÜKLEERLERLE GASPEDİLMESİNİ  istemiyorum

Ben sözde demokrasi istemiyorum

Ben ÇILGIN PROJELER istemiyorum

Ben HAKLARINA SAHİP ÇIKMAYAN, SUSAN bir TOPLUM  istemiyorum