Yıllardan 2000 ve yıllar sonra ‘herşey olması gerektiği gibi hayatımda’

“Herşey olması gerektiği gibi görünüyor yine hayatımda…
Bir sürü duvar çıkıyor karşıma hepsinin üstünden atlıyorum. Bildiğim tek şey bunları ardımda bırakıp gitmek istediğim.
Bu duvarları aşmak artık bana yetmiyor!
İçinde olmak istiyorum o hasretle baktığım fotoğrafların, her karenin ayrı bir hikayesi vardır ya o hikâyelerde kaybolmak istiyorum. Savrulmak istiyorum sarf edilen boş sözler gibi rüzgârla ve birinin dudaklarında doğru zamanda doğru yerde söylenen bir türküyle yeniden doğmak istiyorum…Acılarını paylaşabileceğim kimse yokmuş gibi duruyorum sabit öylece…
Dilini bildiğim, bilmediğim sokakların yırtık pırtık haritalarında kaybolmak, yürümek yürümek yürüyebildiğim yere kadar yürümek istiyorum!
Herşey olması gerektiği gibi görünüyor bugün hayatımda oysa ki aynadan yansıyan  ışıkları cebime doldurup karanlıkta yaşamayı planlıyorum son zamanlarda!
Bir kaç çocukluk şarkısı, biraz da aşk kırıntısı koyarsam çantama hazır olurum yola çıkmaya…
Kimse bilmesin istiyorum nerede olduğumu, uzakları yaşamak istiyorum bir süreliğine.
Çok mu şey istiyorum?! Bedeli ağır mı olur bu isteklerin, bilmiyorum.
Tek dileğim kendi hikâyemi yazmak ve onu mutlu bir şekilde tamamlamak…
Evet, harekete geçme vakti gelmedi mi daha?
Hacminiz kadar mı yer kaplamak istiyorsunuz bu dünyada yoksa düşündüğünüz kadar mı?
Hayal ettiğiniz kadar mı varsınız yoksa kabullenip kaderin yazgısına boyun eğdiğiniz kadar mı?

(2000, 29 ekim)

Kentten köye de olsa köyden kente de yolculuğun büyülü yanlarını yaşamak mümkün.Tabii farkındalık algısı açık olanlara…

Dört ayın sonunda değiştiğimi farkediyorum hem de tüm hücrelerimde…Şehirde daha kolay yorulduğumu, daha çok sızlandığımı, her zaman kolayca başa çıktığım şeylerin bu sefer beni kolayca yıldırdığını görüyorum. Öte yandan ailemle geçirdiğim zamanların kıymetini daha iyi anlıyorum. Beraberken hissettiğim huzuru iyice çekiyorum içime…Biliyorum ki kendi hikâyemi yazmak için mekân değiştirdiğimde bu huzuru yanımda taşımam gerekecek.

Güzel sürprizler hazırlamış İstanbul’daki odam bana…eski kutular, eski kutulardan baş çıkartan köşesi çoktan eriyip giden defterler, o defterlerin arasından sırıtan yırtık pırtık kağıt paçavraları, o paçavralardan fışkıran duygular…Hepsi öyle büyülü ki sanki yıllar öncesinden bugün için hazırlanmışlar. O zaman neden olduğunu ne olduğunu çıkartamadığım duygularım, cümlelerim şimdi yarınıma ışık oluyorlar.

İçi kıpır kıpır olan ama bir türlü tası tarağı toplayamayanlara duyurulur: Yola çıkmak, yola çıkamamak kadar yorucu daha fazla değil…