Galiba gitme vakti geliyor

Çok zaman olmuş yazmayalı.

Son günlerde, bir arkadaşımdan aldığım ilhâm sayesinde -kalemimi değil ama parmaklarımı susturmadan- kendimi durdurmadan yazabilecek yaratıcılıkta hissediyorum. Yalnız kendim için değil bir de bir yerlerde okuyanlar varsa -sadece kendim için yazıyor olsam  zaten bir defterim var ona yazarım. Artık kabul etmeliyim ki bu yazdıklarımı başkalarına da okutmak gibi bir kaygım var- onlar için de yazacağım.

Girizgah parantezle başlamaz ama ben bir parantez açarak başlayacağım:

Sanal alemde kişinin, kendi hayatını nesnelleştirmesi üzerine hepimiz/hiçbirimiz gibi ben de düşünüyordum. Kişinin kendi yolculuklarını, hayatını “paylaşması” hikayesi Anadolu Jam*den sonra makul görünmeye başladı.

Anadolu Jam denen süreç benim gibi hisseden, düşünen ve benimle benzer bir yaşamı hayal eden insanlardan da sorumlu olduğumu hatırlattı bana. İhtiyacım olanın insanlarda kendimi bulmak onların da bende kendilerini bulması olduğunu söyleyebilirim.

Kentten köye yolculuk blogumu ve yazdıklarımı önemsemez gibi davranırken aslında kendimi fazlasıyla önemsediğimi, bu blogu da yayınlarken bir nevi kişisel tatmin için uğraştığımı düşünerek kendime saldırıyor ve eleştiriyordum. Ne kadar anlaşılır bir cümle oldu emin değilim…Oysa ki ben bütün bu zahmete girerken aslında sadece kendimi ifade etmekle kalmıyorum benzerlerimi bulabilmek için bir platform oluşturuyorum. Platform bugün bir blog olabilir yarın bir başka biçim alabilir!

Madem öyle o zaman  aylardır neredeyim, neden hiç yazmadım soruları da kurcalıyor kafamı. Aslında hiç de disiplinli bir insan olmadığımı kendime hatırlatıp rahatlıyorum. Yazmadım çünkü içimden gelmedi, zorlamadım, bu kadar. Şehirden her ayrıldığımda ben daha bir  ben oluyorum ve bunu anlatacak kelimeleri seçmek, anlatmaya çabalamak tüm duygularımı yapaylaştırıyor sanki. Yaz(a)mamam bu yüzden galiba.

Büyük parantez kapanabilir.

Okumaya devam et “Galiba gitme vakti geliyor”

Reklamlar