Dinle Anadolu, anlatılan senin hikâyendir!

Reklamlar

“Dün, Bugün, Yarın” – Bölüm 3: YARIN

Dün

Bugün

bunları yazmak çocuk oyunu oluyor sanki, sıra YARIN’a geldi mi.

Oofff of!

Ne yapsam?

Vaz mı geçsem bu yazı serisinden?

Kurduğum hayallerden mi  bahsetsem yoksa bir türlü kesinlik kazanmayan – pek şikayetçi olduğumdan değil…- planlardan mı?

Her ne olacaksa, ne yapacaksam bundan zevk almak için yapacağım -tamam, en azından deneyeceğim-, kendime hatırlattığım bu bilgiyle hayatın bana güzelliklerle döneceğine de inancım giderek kuvvetleniyor. Galiba bu bile yeterli YARIN’a dair aslında.

Her ne kadar birileri “İstanbul” dedikçe daha önce ses vermeyen gönül teli tıngırdasa da yine ‘köyde’ ve ‘yolda’ olacağım bu yıl.  Yoldayken neler olur bilinmez de Emre ile -ki o da böyle kentten köye yolculuk ile baya baya bir haşır neşir zaten– o tarla bu bahçe şu ağaç gezeriz gibime geliyor.

Yufka açmayı öğrenmek istiyorum. Açabilirsem onlardan sac ekmeği pişirmek istiyorum ve fakat benim için öncelikli olan o oklava ile tezgahta çıkan sesi  –ki o “takAtıp” diye bir sestir bana göre– çıkartabilmek, yufkayı şöyle el çevikliği ve becerisiyle tahtanın üzerine pıfft diye indirebilmek.  Baya sabır gerektiren bir iş. Yufkayı açmak değil tabii ki bu işi bana öğretmek! Kesinlikle paten kaymak gibi yufka açmak da;  yani küçük yaşta elde edilen, kas-eklem becerilerinin gelişirken öğrenilmesi tercih edilen bir hadise. O paten işini de becerememiştim Fİnlandiya’dayken. Eğlenceliydi tamam ama baya komik görünüyordum. Yufka açmayı öğretecek kişinin karın ve yüz kaslarının kuvvetli olması gerekiyor. Bir de dediğim gibi Ya Sabır çekmemesi…

Dikiş dikmeyi öğrenmek istiyorum bu yıl -belki Hülya’yı da kaçırırım Gökçeada’daki adaşımın yanına o da çok istiyor biliyorum. – Benim ananem terzi, annemin de ondan aşağı kalır yanı yok ve fakat zerre kadar anlamıyorum dikişin matematiğinden. Hülya’nın annesi bu işleri çok iyi biliyormuş.  Bak Hülya da ailesinden pek nasiplenememiş bu konuda,birimizi makinenin önünde durur diğeri de arkadan çeker mesela… :) İlk etapta banyo kesesi filan dikebilmek istiyorum. Belki bir gün,Suzan arkadaşımın tasarladığı -köyde giyeceğim- kıyafetleri dikmeye kadar ilerletirim bu işi. Aman da ne güzel olur.

Çok kitap okumak istiyorum YARIN’da ben.  Öyle böyle değil kapasınlar beni odalara, her gün bir tas yemek, bolca da çay/su versinler bıraksınlar istiyorum.

El işi mel işi işlerine kafa yormak istiyorum. Bunun matematikle çok ilgisi var aslında ve tam da bunu istiyorum. Kavramak istiyorum yaptığım her işteki matematiği… Mesela Neslihan arkadaşım vardır; onparmakonmarifet hikayesi onun için geçerlidir. Çiçekten anlar, vitraydan anlar, resimden anlar, yemekten anlar, tohumdan anlar, dikişten anlar…..Onun da ne kadar sabırlı biri olduğunu biliyorum ben :)

Durmak istiyorum YARIN’da biraz.

Güzel insan Bülent’in hediyesi olan bendirle samimi olmak istiyorum. Kitap okumak için beni kapatacakları odada biraz da bendirle takılmak istiyorum.

Zeytin toplamayı da öğrenmek istiyorum.

Kış meyvelerini de hasat etmek istiyorum sonra…

Mümkünse yine ormanda olmak ve Volkan ile birlikte mantar toplamak istiyorum. Sonra onlarla ilgili bir sürü şey öğrenmek istiyorum. Bu sırada da Volkan’dan uzuuuun UzaaaakDoğu hikayelerini doya doya dinlemek…

İtalya’yı düşünmek istiyorum biraz.  Oradaki ingilizce bilmeyen İtalyan köylülerini ve onların yanında kalmayı planlamak istiyorum.Neden olmasın, hım?

Bohçamda Anadolu’da tanıştığım ve hayatıma soktuğum/ hayatlarına dahil olduğum arkadaşlarımla böyle sık sık haberleşmek mümkünse onları bir araya getirmek istiyorum.

Kesinlikle ve kesinlikle daha sık otostop çekebiliyor olmak istiyorum. (Bkz. Emre ile yolculuklar…)

Masaj yapacak çok insan olsun etrafımda bir de…Sevsinler ellerimi istiyorum.

Seçil var ya Seçil…Şu Bayramiç’teki melek. Onunla birlikte YARIN’lar hayal etmek istiyorum. Çok güzel hayal kuruyor bana ilham vereceğini hissediyorum.

Beden terapileriyle ilgili eğitimler konusunda araştırma yapmak istiyorum. Bu konuya asılmak istiyorum… Bir sürü okuyacak şey var onları okumak, bu işe gönül vermiş kişilerle sohbet etmek istiyorum.

Bir sürü bebek/çocuk olsun etrafımda istiyorum YARIN. Pek bir seviyorum onlarla ilgilenmeyi. Bol bol oyun oynatayım birlikte oynayalım da istiyorum. Belki de Gülsüm’ün etrafında olur o çocuklar. Ben ise Gülsüm’ün o en mutlu hallerini izler dururum sadece.

“Bir sürü insanla tanışmak istiyorum” diye yazdı parmaklarım. Şaşırdım. O yüzden de silmeyeceğim. Çünkü aslında pek yorgun hissediyorum yeni insan tanıma ve onları hayatıma alma hususunda…  Ayılar, kuşlar, keçiler ve tavuklarla ve yenisiyle tanışma sıklığımın düşük olduğu az sayıda insan ile olmak istiyorum. Biraz saçma geldi ama neyse…

İstanbul’a kaçmak istiyorum. İstanbul’dan kaçmayı sevmiyorum çünkü. İstanbul ancak kaçılıp, oh denilip, sarılınıp. Sevilip, koklanıp, yeyip, içilip, gidilecek bir yer gibi geliyor şu sıralar. Kaçayım İstanbul’a kaçtığımda da Işıl karşılasın beni kolları açık mı açık! Onunla Çengelköy’e kahvaltı etmeye gidelim istiyorum.

Soba yakmayı tecrübe etmeye devam etmek istiyorum. Yeni ağaçlar tanımak, onların sesini ve kokusunu öğrenmek istiyorum. Bu sırada ateş yakma kılavuzum olan Nafiz’e de danışmak istiyorum elbette.

Okumakla birlikte yazmak da istiyorum tabii ki… Onun için de beni bir süre odalara kapatsınlar olmaz mı ki?  Bir kap yemecik ile bol çay/ su lütfen! Yazdıklarımı Deniz’e göndermek ve yapacağı yorumları beklemek istiyorum.

Yoga moga yapmak azcık bedenime de bakmak istiyorum YARIN!

Fotoğraf çekmek istemiyorum YARIN. Uzun bir süre dinlenirim bence… Ama Bohçamda Anadolu ve şimdiye kadarki bütüüün o köy yolculuklarında çektiğim fotoğrafları bir toparlamak ve öyküleştirmek istiyorum.

Sonra geçen baharda Mustafa ve Şükrü Abi ile yaptığımız gibi yine bir yerlerde -bulursak- ot toplamak istiyorum. Onları aramak, araştırmak, yemek, yedirmek istiyorum YARIN’da.

Kışın KazDağları’na çıkmak ve kamp kurmak istiyorum.

Kendimi her bir şeyin üzerinde daha bi özenle düşünmeye davet ediyorum YARIN’da. Sağ omuzumda, kulağımın arkasında, avucumun içinde, ayak bileğimde ne bileyim o kadar yakınımdaymış gibi beni hisseden, izleyen, gören ve söyleyen arkadaşım Günce’yi ben de daha bir sık göreyim istiyorum.

Ailem YARIN’ımı merak etmesin istiyorum. Yok yok öyle olmuyordu değil mi? Endişelenmesinler istiyorum. O da mı olmuyor… Neyse içlerinin olabildiğince rahat etmesini istiyorum.  Sırtımdaki sevgi dolu ellerini hissetmeye devam etmek istiyorum.

Bitmiyor bu YARIN…  -Belki aklıma geldikçe eklemelerle devam ederim-

YARIN’da -eğer gelirse bir gün bu yarın-ben hep ca’nım dostlarımla, sevdiklerimle olmak istiyorum.

Sınırları keşfe, onları yoklamaya -BİRLİKTE- devam bakalım!

Not:

Şimdi bu yazı böyle bir yazı oldu ya…Yani bir sürü eylem planı ve o plana girift insanlar var ya…Kendiliğinden gelişti böyle bir şey düşlememiştim yazıya başlarken. Ve fakat yazı bittiğinde bittiğini anladım daha fazlası anlamsız bir çabalama olacaktı. Bozulacaktı yazı büyüsü. Öyle işte, şimdilik bu kadar…

HOME

“Dün, Bugün, Yarın” – Bölüm 2: BUGÜN

BUGÜN diye belirttiğim zaman dilimi aslında köyden ayrıldığım andan şu anda bulunduğum İstanbul’a geliş anına kadarki süreç. Şimdi bunu yazmayı deneyeceğim. Bakalım neler çıkacak…

Geçtiğimiz kış okuyabildiğim kitaplardan biri Siyah Koku‘ydu. Sürekli akademik okuma yapmanın verdiği bir takım alışkanlıklar yüzünden roman okumayı da unutmuşum. Üstelik algım hep bilgi kaynaklarını arama bulma ve öğrenmeye yönelik çalışıyor. Zihnimin ve ruhumun ihtiyacı olan ise biraz yavaşlamak, günlük yaşamın öğreticiliğine teslim olmak ve doğadaki bilgiyi keşfetmek… Roman okumak iyi gelmişti aslında ama başkalarına da pek zaman olmadı… Neyse efenim. Siyah Koku –arkadaşım Emre’nin şiddetli tavsiyesiyle- Türkiye için hazırlanmış öyle güzel(!) bir kara ütopya örneği ki!

Kitaba dair ayrıca yazasım var ve fakat şimdilik bunu bir süre ertelemenin verdiği keyifli-huzursuzluğu bozmak istemiyorum ve BUGÜN’e odaklanıyorum. Odaklanmasına odaklanıyorum da Siyah Koku gelip yine yazımın başına yerleşiyor işte. Neden mi? Çünkü romanın ana kahramanlardan birinin, bir diğerine sıklıkla hatırlattığı önemli hususlardan bir tanesi şu: Okumaya devam et ““Dün, Bugün, Yarın” – Bölüm 2: BUGÜN”

“Dün,Bugün,Yarın” -Bölüm 1: DÜN

DSC_4186

DünbugünyarınserisininilkiolanDÜN’üyazıyorumbugün

Girizgah hep aynı efenim; önce bir türlü yazamamamdan şikayet edeceğim, ardından bir şeyler bir şeyler anlatacağım sonra da o bir şeyleri böyle keyifle birbirine bağlayacağım…

Bir kaç ay öncesinde, neredeyse bu günlüğü yazmaya bir son verecektim çünkü Bayramiç Yeniköy’e nispeten uzun süreli yerleşmiş ve oranın rutinine kendimi kaptırmıştım. Günlük hayatta yapmayı sistematik hale getirdiğim birçok şey anlamını yitiriyor, birçoğu da yeni anlamlar kazanıyordu. Kitap okuyamaz, yazı yazamaz, dişlerimi fırçalayamaz, yatağımı toplayamaz olmuştum ilk bir kaç hafta. Bunun yanı sıra daha önce rutinimde olmayan birçok şeyle meşguldüm. Bir bebeğin çevresini algılamaya başladığı dönemdeki gibi heyecanlı, meraklı ve o ana odaklıydım. Okumaya devam et ““Dün,Bugün,Yarın” -Bölüm 1: DÜN”