“Dün,Bugün,Yarın” -Bölüm 1: DÜN

DSC_4186

DünbugünyarınserisininilkiolanDÜN’üyazıyorumbugün

Girizgah hep aynı efenim; önce bir türlü yazamamamdan şikayet edeceğim, ardından bir şeyler bir şeyler anlatacağım sonra da o bir şeyleri böyle keyifle birbirine bağlayacağım…

Bir kaç ay öncesinde, neredeyse bu günlüğü yazmaya bir son verecektim çünkü Bayramiç Yeniköy’e nispeten uzun süreli yerleşmiş ve oranın rutinine kendimi kaptırmıştım. Günlük hayatta yapmayı sistematik hale getirdiğim birçok şey anlamını yitiriyor, birçoğu da yeni anlamlar kazanıyordu. Kitap okuyamaz, yazı yazamaz, dişlerimi fırçalayamaz, yatağımı toplayamaz olmuştum ilk bir kaç hafta. Bunun yanı sıra daha önce rutinimde olmayan birçok şeyle meşguldüm. Bir bebeğin çevresini algılamaya başladığı dönemdeki gibi heyecanlı, meraklı ve o ana odaklıydım.

Daha önceki yazılarımda da vurguladığımı hatırlıyorum; o dönemde ne fotoğraf çekmek, ne de bir başka araçla günlük hayatı kayıt altına almakla ilgileniyordum Köye gelip bir fiil yaşamaya başlayana kadarki fikirlerime, projelerime artık mesafeliydim. Doğa ve doğadaki insan, şehirdeki Burcu’nun bakışını gökyüzünden yeryüzüne indirmişti adeta. Yani işin içinde olduğumda, baktığım şey değişmemiş ancak  bakışımın yönü değişmişti.

Şimdi yine biçemsiz, zorlamadan, kalıplara koymadan parmaklarımdan aktığı gibi yazmak için kendimi cesaretlendiriyorum. Geriye dönüp, köye dair en son ne paylaştığıma bile bakmadan şöyle temiz bir sayfa açmak istiyorum.

Ekim ayında köye gittiğimde, benim gibi şehir kaçkını, köylü çırağı olan bir arkadaş daha vardı orada yaşayan: Volkan. İstanbul’da doğup büyümüş, İzmir’de okumuş, çeşitli şehirleri dolaşmış, çalışmış da çalışmış inşaat mühendisi bir arkadaş. Kentteki yaşamı sırasında, sistemin mecbur kıldıklarına alternatifler üretme becerisini geliştirmiş bir arkadaş Volkan. 2011’in yazında ekolojik mimari etkinliğinde tanışıyor Yeniköy ile… Tam da o etkinlik bittiğinde, benim köyle tanışma sıram gelmiş.

Volkan da şehirdeki yaşantısına bir son verip daha çok üretici konumunda olduğu, belki de şehirde başlattığı bir takım eylemleri daha elverişli bir ortamda uygulamaya doğru yola çıkmış. İlk durağı da Bayramiç Yeniköy olmuş işte… Ondan bir iki ay sonra da pılısını pırtısını toplamış Burcu yerleşmiş yan odasına, komşu olarak.

Böylece, Mustafa, Şükrü Abi, Volkan ve Burcu Yeniköy mahallesinin 266 numaralı hanesinin yerleşikleri oluverdiler. Ta ki 2013’ün Mayıs’ına kadar… Mayıs ayı ile birlikte Volkan Uzak’lara ben ise başka diyarlara yolculuk etmek için köyden ayrıldık.  Bugün ise Mustafa ve Şükrü halâ köyde, emek veriyorlar canla başla.

Köylü çırağı olduğum süreç içinde arada bir şehre geldiğimde arkadaşlarım ve tanıdıklarım  ‘şimdi senin bir günün nasıl geçiyor, neler yapıyorsun’ diye sorup duruyorlardı. Anlatmasına anlatıyordum ama öyle yavan geliyordu ki yaşadıklarımın yanında anlattıklarım…

Bazılarının, bizim sürekli bir tatilde olduğumuzu düşünmeleri canımı acıtıyordu.Aslında kimseyi yargılamadığım bir cümle kurmak istiyorum. Hadi baştan alayım.  Beni tanıyanların bana ‘oh oh keyiftesin’ dediğinde içimde bir şeyler kıpırdanıyor ve antropoloji okuduğum döneme gidiyorum. Tez araştırmamız için sık sık sahaya Antalya’nın köylerine giderken bize destek ve rehber olmasını beklediğimiz hocalarımız bize tatilci muamelesi yapıyor… Her fırsatta, güneşlenip, denize girdiğimizi bu yüzden de işimizi iyi yapmadığımızı ima etmeye çalışan hocalara bize haksızlık ettiklerini söylemek de bir işe yaramıyor. Tam da hayalini kurduğum yolculukları yapıyorken, köy yaşantısını, insanını inceleme fırsatı bulmuşken neden tatil yapıyor olayım ki?

İşte köyden şehre geldiğim birkaç günlük ziyaretlerde sanırım kendimi iyi ifade edemiyor ve o hissi hatırlıyordum.

İki gün önce Yeşil Gazete’de Durukan Dudu’nun röportajı vardı. Durukan’ın köy yaşantısına dair birkaç cümlesinde tam da içimden geçen ifadeleri, anlatmak istediklerimi buldum:

“Köy yaşamını 4 kelimeyle anlatmaya kalksam, ‘Hep tatil, hiç tatil’ derim.

Hep tatil çünkü çalışma ve dinlenme ve üretim ve tüketim ve muhabbet gibi ayrımlar, anlamsız ve verimsiz 8-17 standardizasyonları yok, bedenin ve doğa belirliyor ritmi. Hep bir rahatlık içindesin.

Hiç tatil, çünkü hele yalnızsan, şehirdeki gibi “Bugün de yataktan hiç çıkmayayım” diyemezsin. Düğmeye bastın mı yanıp odayı ısıtan bir kombi, internetten iki tıkla sipariş edeceğin yemek yoktur. Yağmur bastı mı tıkanan tahliye borularını açmak için dizine kadar suda çalışman gerekir, odun taşımaya gecenin bir vakti çıkarsın, falan filan.

Zor ve keyifli, yani gerçek bir yaşam kırsaldaki hayat.  Tam olması gerektiği gibi.

Gerçek.”

Bu gerçek öyle güzel ki:

Güneşle uyanmak ama ‘5 dakika daha!’ uyumak

Kendimi yıllardır çalar saatin alarmına teslim ettiğim için biyolojik saatimin devreye girmesi belki de aylarımı alacaktı.  Yine de güneşin ışığını hissederek uyandığım sabahlar oldu. Ve fakat çok azında yataktan zıplayarak kalktım. Hem, kim o soğukta sıcacık yorganı üstünden kaldırma cesaretini bulabilir ki?

Önce diğer canlılar sonra ben!-

Uyanmak, gerinmek, giyinmek ve ardından odadan çıkar çıkmaz güne başlamak! Mekanı paylaştığımız canlıların suyu, yemi ve varsa diğer ihtiyaçlarını gidermek… Bir süre sonra bu orada yapmam gereken bir işten ziyade doğal bir mesuliyet duygusuna evirildi. Bu tür şeyleri görev bilinciyle yapmak insanı iş yaşantısında olduğu gibi baskı altına sokabilir ve fakat ne zaman ki onun gerçekten bir parçası olup, aramızdaki ilişkinin doğallığını keşfettim o zaman içimdeki o ‘kalkmalıyım, yapmalıyım, halletmeliyim’ sesi de kısıldı. Uyandım, kalktım, yaptım, hallettim yani akışın içinde sadece yaşadım.

Yeni klasör

Evin ve kendimizin ihtiyaçlarını gidermek

Bu kısımda çok tıkandığım, hatta kilitlendiğim anlar oldu.  İşleri bir türlü sıraya koyamadığım günlerde pire gibi bir o yana bir bu yana zıplıyordum. Evet kabul ediyorum bir parça da dağıtıyordum etrafı. Neticede işler halloluyordu ama Burcu’nun tatlısert telaşı ve geriye kalan yorgunluğuyla birlikte… Yemek pişirmesi, çamaşırı, temizliği, çevrenin toplanması, bahçeye dair işler ve aslında ilgilendiğin takdirde üretilebilecek daha birçok iş hep vardı. Ah bir de ahenk içinde tamamlanabilseler ne de hoş olurdu! Neyse ki güzel dostlarla o mekânı paylaşıyordum. Zaten her şeye birlikte koşuyor ve büyük ölçüde iyi idare ediyorduk -bence!- . Birlikte yaşamayı, çalışmayı, birbirimizi tamamlamayı öğrenmeye başlamıştık sanki.

ŞUBAT 20131

Ormana, bahçeye, tarlaya dalmak-

Ormanda dolaşmak, mantarların peşine düşmek, doğada kendiliğinden yetişen o zengin yabani ot çeşitlerini öğrenmek, toplamak, kuşları dinlemek ve gözlemek, diğer canlıların hareketlerini takip etmek… Bunlar için özel takvimler hazırlamaya, planlar yapmaya gerek yok. Günün akışı, hepsini önümüze sunuyordu.

Diğer yandan, bahar hazırlığı için toprakların elenmesi, taşınması, fidanların dikilmesi, tohumların tasnifi ve diğer düzenlemeler için ise konuşup planlar yaptık ve uyguladık. Bütün bunları yaparken Şükrü Abi’nin ve Mustafa’nın bilgilerinden faydalanabildiğim ve birlikte öğrenebildiğimiz için kendimi şanslı hissediyorum.

Fiziksel güç gerektiren çok fazla iş olabiliyor bu saydıklarım arasında. Tabii çok zorlayıcı olanları erkekler devralıyor. Aslında kendimi ve bedenimi zorlamak, efor sarfetmek çok işime gelen şeyler değildir ancak köydeyken bedensel gücümü kullanmak ne kadar da iyi geliyor, beni topraklıyor. Yediğim lokmayla aramda daha kuvvetli bir ilişki kurmamı sağlıyor. Bu duyguyu çok seviyorum.

Paylaşmak-

Bir de üretilen gıdaların paylaşım işleri vardı tabii… Siparişlerle ilgilenmek, ürünlere ve oradaki yaşantımıza dair hikâyeleri insanlarla paylaşmak da hoşuma gidiyordu.

Dinlemek, anlatmak, okumak, öğrenmek, denemek, yanılmak, korkmak, cesaret kazanmak, sormak, kazmak, kesmek, yolmak, susmak, pişirmek, yazmak, mayalamak, sabretmek, gözlemek, kaçmak, gülmek, izlemek, üşümek, sorgulamak, ümitsizliğe kapılmak, öfkelenmek, tembelleşmek, okumak, konuşmak, yazamamak, üşümek çok üşümek, yalnız kalmak istemek, yalnız olmak istememek, ıslanmak, yol beklemek, dertleşmek, özlemek…

Bu eylemlerin içi o kadar dolu ve o kadar gerçekler ki! E daha önce de vardı bu eylemler hayatımda. Ben ki 30 yıldır dünyalıyım, e az çok bu gerçekliklerin farkında olmalıydım. Değil miydim? İşte galiba şimdi, tam da olması gerektiği gibiydi gerçekliklerimi keşfetmem.

DÜN, 30 yaşına erişen Burcu’nun bu sözcüklere anlam yüklediği bir dönem oldu.

DSC_3967

Reklamlar

“Dün,Bugün,Yarın” -Bölüm 1: DÜN” için 7 yorum

  1. Çok çok güzel. Ancak bu kadar yalın ve içten anlatabilirdin. Pek beğendim.
    En sondaki fotoğraf ise muhteşem ötesi…
    Ohhh…

  2. Harika bir yazı ve harika bir blog Burcu, ağzına sağlık! Her kelimen kalpten, içten ve dolu dolu… Keyifle nice anlamlı farkındalıklar yaşayıp, kalemene almanı dilerim. Sevgiler.

  3. Bu kaçıncı mesajım! Gitmiyor. Ama hissiyatımı biliyorsun, yanındayım, ve tüm kalbimle destekliyorum bu yazma serüvenini de… Önceki yazdıklarım uçtu :( oysa neler neler… Sevgimi uçurdum tutasın hadi…

  4. Ah keşke okuyabilseydim… Bazen benim elimde olmayan sıkıntılar oluyor sevgili Aşçı Fok ablacığım :) Senden haber almak ne güzel… Bence yakında görüşürüz zaten, o zaman YARIN’ı konuşuruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s