Biberimin Acısı

Domatesleri topluyorum birer birer… Arada bir de ikişer ikişer ağzıma atıyorum tatlı tatlı. Gözüm biberlerin yeşiline takılıyor, acısı tatlısı… Çok severim acıyı; hemen küçücük bir ısırık! Ve sürpriz!

Daha önce hiç bilmediğim bir acı bu. Az ötede tatlı, tombalak, üç burun biberleri imdadıma yetişiveriyor. Sulu mu sulu ağzıma atıyorum acıdan kurtulmak için. O da ne! Daha da acı bir tür çıkmaz mı!?  Korkunç bir şekilde acıdan kurtulmaya çalışıyorum, ama çırpınarak kurtulmak mümkün değil. Anlıyorum. Yaşamında bir kere de durmayı, çırpınmamayı denemelisin diyor derinlerden bir ses. Ağzımdan boğazıma yayılan acıyı öyle bastırıyor ki bu ses, duymamak, dinlememek boşuna. Olduğum yere çöküyorum. İzliyorum biberimin acısını.

Ne yapabilir ki, beni öldürmez ya! Yayılıyor dişlerime, dudağıma ve yanaklarıma, oradan gözlerime ilerliyor ve sonra da kulaklarıma. Ben izin verdikçe, ona teslim oldukça güçleneceğini sandığım biberimin acısı ateşini yitirip külleniyor. Büyük bir mücadelenin sona erdiğini ve hiçbir şeyin aynı kalmayacağını fark ediyorum. Mücadelenin ise biberimin acısı ile değil zihnimle olduğunu söylememe gerek var mı?

——-

Bu yazıyı geçen yıl yazmış idim. Sonra bunca ‘biber gazı’ hadisesinden sonra benim biberin acısı aklıma geldi. Bu tecrübeden çıkarttığım ders başka biber acılarına da iyi gelir mi ki diye düşündüm işte…Sadece düşünebildim, bir şey yapamadım.

Reklamlar