Acıda birleşmek, acı üzerinden dayanışmak bir zorunluluk mu?

Yanıtını birlikte düşünerek, bir arada olup hissederek bulmak istediğim bir soru soruyorum.  Gezi Günleri’nde RTE olmasaydı, polis, vali,gaz fişekleri, yaralanan ve ölenler olmasaydı hangi duygularda, hangi dürtüyle, neyin etrafında buluşacaktık? Soruyu şöyle de sorabilirdim: İçimizdeki huzurda, neşe ve yaratıcılıkta,paylaşımın zevkinde, sevgi ve şefkatte nasıl buluşur, nasıl dayanışırız? Bunun yanıtının ve nasıl’ının peşindeyim. Ama içimden bir ses bu yazıdan başka şeyler çıkabilir diyor ya hadi bakalım…

Bir film sahnesinde, bir romanda, duyduğum bir hikayede, gerçek bir olayda, sohbette nerede olduğu fark etmiyor, ne zaman bir kadın şiddete uğrasa kocaman bir öfke dalgası kırmızı bir alev parçası olarak geliyor, sonra kömürleşip mideme yerleşiyor. Sanki ben artık ben olmuyorum da O oluyorum; kadın varlığının binyıllık acı geleneğinin ta kendisi…

28 günde bir dişil bir acı bedenine bürünüyorum. Huysuzlaşıyor, herşeyi kendime hak görüyorum. Ne de olsa 28 günde 1…

Fiziksel olarak zayıf hissettiğimde, kendimi bir erkekle karşılaştırdığımda, bana “yapamazsın” dediklerinde, kendime “yapamam” dediğimde tanımadığım bir sürü kadın içime üşüşüyor.

İçimde yaşattığım, kaçamadığım topluma, “sus bakıyım” diyemediğim zamanlarda kendimi  istediğim ve olduğum gibi özgürce ifade edemediğimde,  yani kendime karşı sorumluluğumu alamadığımda bütün kadınlar birleşiyor, dirisi, ölüsü, arada kalmışı hepsi birleşip etrafımdaki erkeklere ve benim ne halde olduğumdan habersiz kadınlara bir güzel tükürüyorlar. Mani olamıyorum…

Çocukluğumdan bu yana erkeklere karşı taşıdığım çeşitli çekince ve korkuları normalleştirdiğimi farkettiğimde muhakeme diye bir şey kalmıyor; yargısız infaz ediyorum annem dahil bütün kadınları, en son da kendimi. Rahatlamıyorum sadece uykuya dalıyorum.

Beni ele geçiren ve bu kadar huzursuz eden acı bana ait değil ki, benim kimliğime bürünmeye çalışıyor ve beceriyor da! Ben, bu kolektif bilincin bir parçasıyım evet ama bu bilinç beni ne kadınla ne erkekle barışa götürüyor. Parçası olmak istediğim başka bir bilinç durumu var. Kadın kimliğimin en güzel yanlarını ortaya çıkaracak ve bütün insanları orada buluşturacak bir bilinç durumunun hayalini yaşıyorum. Bu elinde hediye olarak ÖFKE, MAĞDURİYET ve ACI getiren ziyaretçinin varlığını fark ettim ve artık onun zamansız ziyaretlerini kabul etmek istemiyorum. Ben kadınlığımı, ortak acılar üzerinden dayanışan, hep mağdur, kimi zaman feminist ve hatta erkek düşmanı olarak tanımlamıyorum.

Haklılığımı, mağduriyetimi perçinlemek beni yüceltmiyor, beni her seferinde karanlıklara sürüklüyor.

Neşe, eşitlik, şefkat, sevgi, hassasiyet, estetik ve güzellikte birleşmek ve dayanışmak istiyorum kadınlığımla ve kadınlarla. Bana “romantik” diyen dillere de selam olsun. Hayallerinden, gerçeklerinden, eylemlerinden memnun ve emin bir romantik olmak da bana nasipmiş ne mutlu!

Neticede bu arkaik bedenin ziyaretlerini dönüştürmek için bir şeyler yapabileceğimden eminim. Başka kadınlarda da olduğunu bildiğim bu hal için ne yapabiliriz?  Kendi yanıtımı arıyorum.

Bu arayışa sebep olmuş şiddet gören ve gösteren bütün kadınlara ve erkeklere şükran! Evinde sıcak yatağında tecavüze uğradığından habersiz yatanlara, kendiyle kavga ederken dışarıda şiddetsizliği harfiyen uygulayanlara, kocasından, babasından, sevgilisinden dayak yemiyor diye şükrederken kavgalarda işittiği sözcüklerin içerdiği şiddetten bi haber olanlara içten ve samimi bir şükran…

Bu yazıyı yazarken aklıma Desmond Morris, Frans De Wall ve kitapları geliyor: “İçimizdeki Maymun”,”İnsanat Bahçesi”, “Sevmek Dokunmaktır”, “Çıplak Kadın” gibi…Biraz okumak, hatırlamak, sonraki yazıda alıntılamak iyi gelecek bana.

Kendime bir hatırlatma niyetine bu yazının geri kalınını Ekhart Tolle’nin “Şimdi’nin Gücü” kitabından alıntılıyorum:

ACI-BEDEN NEDİR?

Acı beden, fiziksel bedenimizin hücrelerinde, arada uykuya dalan ama tetiklenince ortaya çıkan, ego tarafından yönetilen bir enerji alanı.
Neredeyse her insanın içinde yaşayan bu eski ama hala çok canlı gibi duygulardan oluşan bu enerji alanı, insanlık tarihi boyunca hissedilmiş acılardan kaynaklanıyor. Bu acı, insanlığın ortak bilinçaltında yaşamaya devam ediyor. Her kişide farklı oranlarda hissediliyor; kiminde yoğun ve güçlü, kiminde hafif.

Ağır acı bedene sahip insanlar çoğu zaman hafif acı bedenlilere göre daha güçlü uyanma dürtülerine sahiptir. Artık mutsuzluklarıyla yaşayamayacakları noktaya gelenler, kayıp yaşayanlar, ağır hastalık geçirenler genelde ‘uyanır’.

Acı beden, çoğu insanın içinde yaşayan yarı otonom bir enerji biçimidir ve duygulardan oluşan bir varlıktır. Acıktığında ve kendini yenileme zamanı geldiğinde, uykusundan uyanır. Buna ek olarak, herhangi bir zamanda herhangi bir olayla tetiklenerek de harekete geçebilir. En önemsiz olayı, birinin söylediği ya da yaptığı
bir şeyi ve hatta bir düşünceyi tetik olarak kullanabilir.

Eğer yalnız yaşıyorsanız ya da o sırada yakınınızda kimse yoksa, acı beden sizin düşüncelerinizle beslenir. Aniden, düşünce sisteminiz belirgin bir şekilde olumsuz hale gelir. Genellikle, bu olumsuz düşünce krizi başlamadan önce zihninize olumsuz bir duygu dalgasının girdiğini fark etmezsiniz; endişe ya da öfke gibi.

Bütün düşünceler enerjidir ve acı beden şimdi düşüncelerinizin enerjisiyle besleniyordur. Olumlu -olumsuz düşünceler; aynı enerjidir ama farklı bir frekansa sahiptir. Acı beden, mutlu ve olumlu bir düşünceyi hazmedemez.

Acı beden için, acı zevktir. Bütün olumsuz düşünceleri iştahla yutar. Aslında, şimdi zihninizdeki ses, acı bedenin sesidir. Acı beden ve düşünce sisteminiz arasında kötücül bir döngü oluşur. Birkaç saat ya da birkaç gün sonra,kendini tazeleyip beslenmesini tamamlayarak uykusuna geri döner ve arkasında enerjisi tükenmiş bir organizma ve hastalıklara karşı daha açık bir fiziksel beden bırakır.

Eğer bu size psişik bir asalak gibi göründüyse, haklısınız, çünkü gerçekten
öyledir…

….Acı bedeni çoğunlukla kişisel olduğu gibi ortak bir veçheye de sahiptir. Kişisel veçhe bir insanın geçmişte çektiği duygusal acının birikmiş kalıntısıdır. Ortak veçhe ise binlerce yıl boyunca hastalık, işkence, savaş, katliam, acımasızlık, çılgınlık vs. sonucunda ortak insan psişesinde birikmiş acıdır. Her insanın kişisel acı bedeni ayrıca bu ortak acı bedenine katılır ve onu taşır. Ortak acı bedeninde farklı iplikler vardır. Örneğin aşırı derecede çatışma ve şiddet yaşamış belli ırklar ya da ülkeler diğerlerinden daha ağır bir ortak acı bedenin sahiptirler. Güçlü bir acı bedenine sahip olan ve onunla özdeşleşmeyecek kadar bilinçli olmayan her insan sadece, sürekli ya da belli aralıklarla duygusal acısını yeniden canlandırmaya zorlanmakla kalmaz, kolayca şiddetin uygulayıcısı ya da kurbanı da olabilir.

Öte yandan onlar potansiyel olarak aydınlanmaya daha yakın da olabilirler. Kuşkusuz bu potansiyel ille de gerçekleşecek değildir, ama eğer siz bir kabus görüyorsanız sıradan bir rüyanın iniş çıkışlarını yaşayan bir insana kıyasla uyanma güdüsünü daha güçlü bir biçimde hissedeceksinizdir.

…Hatırlanacak şey şudur: Siz kendinize acıdan bir kimlik oluşturduğunuz sürece, ondan kurtulamazsınız.”

Reklamlar