Benim de bir masalım varmış! İyi ki doğmuş, iyi ki büyümüş…

Annemin karındaşının dünyaya getirdiği, canım ‘teyze kızı’ yazmış bana bir masal. İyi bilir mektupları, hikayeleri, masalları sevdiğimi… Yüreğine sağlık.
“Saatin çalmasıyla uyanıp camdan dışarı baktı. Hemen karşısındaki yüksek binanın üst katlarının camından yansıyan Güneş’e tesekkur etti. Binanın yüksekliğine olan isyanını bastırarak.

Bir an once kalkmalı, koşmaya başlamalıydı. Yetişmek icin koşmalı… Once otobüse, sonra işe, sonra taleplere, sonra diger insanlara… Başladı koşmaya.. Fırlayıp yataktan giyinirjen ağzına bir dilim ekmek tıktı.
Yetişti otobüse. Uyku mahmuru, iş gunu huysuzu insanlarla tıkış tıkış otobüse…

Isine yetişti. Koştururken paralarını saçan gencler, öğretme idealizminden coktan vazgeçip para kazanmaya koşan profesörler, baskasının yaptıgı işi nasıl kendi ustume alırım diye koşturan akademisyenler arasından sıyrılıp kucuk odasına sığındı.
Pek cok yaşıtından farklı olarak işini severdi. Araştırmayı, insanları dinlemeyi, cozum üretmeyi… Ama insanlari kağıtlar, coktan secmeli sorular arasından okumak degildi ideali. Yüzlerine bakıp, ellerine dokunmaktaydi insan okumanın sırrı. Hatta o da yetmezdi, onların eli çekiç tutuyorsa çivi çakmayı, hamur yoğuruyorsa vıcık vıcık una bulanmayi, ot yoluyorsa kendi elini de toprağa daldirmayı  isterdi. Insan okumak insan olmaktan geçerdi.
Ofisinde, tavanı yamuk minik pencereli bu odada kağıtlara karalanmis çarpı işaretleri arasından okudukları ise ancak bir yansıma olabilirdi. Sabahki güneş gibi…
Henuz binalar uzamamış, kalabalık katlanılması olmamış, siyasi özgürlük kisitlanmamisti o sehirden vazgeçtiğinde. Denizle çevrili, yavas yürüyen guler yüzlü sakin insanlarla dolu, üzüm bağlarıyla süslenmiş toprakları gördüğünde biliyordu evinin doğa oldugunu. Ataları, yakınları, soydaşları şehirliydi, sehirde doğmuş büyümüş gocmuslerdi. Memleketi şehirdi ama hep bi koyu olsun istemişti.
Koy yesildi, sakindi, insaniydi. Zaman akışı baskalarına yetişmekle degil doğayı dogru dinlemekti, başarı Güneş’e uyanmak, dilini bilmediği canlılarla anlaşmak demekti.
Sehir büyüdükçe, insanlik tükendikce memleket özlemi büyüdü , üniversite yillarında çocuksu bir eğlenceyle tattığı koy günlerini arttırma arzusu da oyle…
Çanta hazırladı kocaman. En rahat kıyafetlerini alıp şıklıklarını bıraktı, boynuna doladığı eşarpları alıp takılarını bıraktı, güneş gözlüğünü alacaktı ki onu da bıraktı. Camlardan yansıyan, binaların arasından göz kırpan degil gercekten ufuktan doğan Güneş’e bakmaya gidecekti varsın azıcık kırpışsındı gözleri… Büyüdüğü evi, her gecen yıl yeşili azalıp arabası artan mahallesini bıraktı.
Tanıştığı koylere tanışmadıği yaylalara gitti. Tanıdığı adalarda bağlara karıştı, tanımadığı dağlarda kendine odalar buldu. Gunler haftaları kovaladı. Ayları geçirdiğinde de biliyordu sehre donus yoktu.
Kelime dağarcığından yetişmek, başarmak, onaylanmak cikti, doğaya, köylülere özgü terimler ogrendi. Teknolojik aletlerin yerini çapalar, oklavalar aldı.
Yolculuklar uzadı, gitler gelleri kovaladı, özendiği köylülerle kendi gibi kenti terketmiş şehirlilerle tanıştı. Içlerinden biri daha da bi tanış oldu onu heyecanlandırdı. Artık yollar bir degil iki kişilik olmuştu.
Yolda varış noktası yoktu onceleri, sehri bırakmakti başlangıç hali. Ama bir gun bir koy bir arkadas bir ev bulmuştu anladı varmak da varmis hayalinde. Yolları sevse de bir ev de istermiş. Ellerini toprağa degdirmeye alışmış, kendi bahçesi de olsun istermiş. Insanları tanımayı, kalabalıkları severmiş ama her sabah uyandığında sarılacağı bir adam da istermiş.
Simdi yine uyanıyor her sabah, saatler çalmıyor da horozlar ötüyor kalktığında.
Güneş camlardan degil guzel bir golün sularından yansıyor. Miladi takvimi degil doğanın takvimini kullanıyor. Gun, hafta, ay kovalamıyor. Yaşının kaç oldugunu bilmiyor. O canlı hissetmeye, her sabah Güneşle dogmaya, varlıklarının varlığına şükretmeye bakiyor. Yılbaşını, bayramları, dogum günlerini kutlamıyor. Ama her gün kutlayacak bir seyler
buluyor. Bir kaplumbağanın sudan çıkışını, çiçeğini düşürüp meyveye dönüşen ağacı, sofrasına konuk gelen kediyi, önceki gün yaptığından daha çok kabaran ekmegini, ciğerlerine dolan taze havayı kutluyor.
İyi ki doğdum diyor her gun iyi ki geldim iyi ki sevdim iyi ki burdayım…

Yudum

Reklamlar

Teşekkürler!

1 ay önce sizden hediyeleşmemizi istemiştim.

Bana yolladığınız para ile hem bolobolo topluluğunun hem de burcu’nun işlerinin bir parçası olacaktınız ben de size ‘çam sakızı, çoban armağanı’ yapabildiklerimden gönderecktim.

Sadece para yollamanız gerekmiyordu elbette. Sayamadığım kadar çok kişi bu çağrımı kendi çevresiyle paylaştı,  erişemeyeceğim yerlere ses olmamı sağladı. Evdeki canım arkadaşlarımın manevi desteğinin,  cesaretlendirmesinin, dağınıklığıma göz yummalarının bedeli ise ölçülemez. Emre bununla da kalmadı -komik çocuk-, zaten kazancımız bir, harcamamız bir yediğimiz içtiğimiz bir, bir de kalktı 50 TL yolladı hesabıma… İşte bunun gibi harika hikayelere sahibim ve her gün bir yenisi ekleniyor.

Teşekkürler!

32 kişiden, para yoluyla destek olmak istediğine dair mesaj geldi. Bir kısmı ulaştırdı, bir kısmı kendi süreçlerine göre istedikleri zaman gönderecekler.

Peki bu 1 ayda ne yaptık biliyor musunuz? İşe güce keyifle koyulabilmem için ihtiyacım olan asgari tutarı aşarak, toplam 1.800 TL topladık.

Teşekkürler!

Artık çağrımın sonlandığını duyurabilirim :)

Bu arada size yollayacağım hediyelerimi çok beğenin istiyorum. Hatta o kadar çok beğenin ki -hikayesiyle birlikte- bunları dolaşıma açın istiyorum. Mesela 1 yıl kullandınız sonra verin onu çok sevdiğiniz bir arkadaşınıza ve sonra o da kullansın 1 yıl ve versin hikayesiyle birlikte bir başka arkadaşına… Dolaşsın dursun birlikte yarattığımız bu güzellik.

Teşekkürler!

Şimdik neler halloldu onu söyleyeyim:

Masa, sandalye, leğen, kutu vb. acil şeyler cepte.

İstanbul’dan Neslihan ve Zeynep bana patik kalıbı ayarlamak için çok çaba sarfediyorlar, yakında o da hallolur böylece en çok zevk aldığım işi daha sık yapabilirim.

Yün için ise biraz bekleyeceğim. Elimdeki mevcut yünü boyayıp kalan miktara göre ustama telefon açacağım. Sonra bir de köyden gelen bir çuval kuzu yünü var, bakalım onu istediğim gibi işleyebilecek miyim….

Boya konusu hala tüm hassasiyetiyle orada duruyor. Ah keşke şu tabii boyalara ulaşabilsem. Nasıl uygulayacağımı öğrensem? Nilüfer, Oygar? Orada mısınız? Sizin yapabileceğiniz bir şey var mıdır bu konuda? :) Neyse sırası gelmişken İnternetten tanıştığım Beste Pekoz’un doğal boya ve kumaş boyama atölyesine gitmek için sabırsızlandığımı da belirteyim. Belki yolladığınız destekler sayesinde o atölyenin ücretini de çıkartabileceğim.

Gelen ve çağrımı sonlardırsam da gelmeye devam edeceğini hissettiğim bu maddi destekler, siparişler, çalışma alanımda göz ardı ettiğim, ertelediğim, ikinci plana ittiğim ihtiyaçlarımı da karşılamama yardımcı oluyor. Küçücük ama küçücük şeylerin ne kadar büyük etkilerinin olduğunu görmek beni çok etkiliyor ve rahatlatıyor.

Teşekkürler!

Müthiş bir keyifle çalışır oldum, eskisi kadar yalnız da hissetmiyorum artık.

Bolobolo topluluğuna ve Burcu’nun İşleri’ne el uzatan, sesine ses, bereketine bereket katan, sevgisi ve ilgisiyle destekleyen herkese, her cana şükran…

Fotoğraf: Filiz TelekFotoğraf: Filiz Telek

16 günde neler oldu?

16 günde 21 kişiden işlerim için ihtiyacım olan desteği sağlayabileceklerine dair haber geldi.

16 günde 13 kişi para hediyelerini uçurdu. Toplamda 1.000 TL uçtu.  Desteklemek isteyen diğer canlardan da yakında bana para uçuracaklarına dair duyumlar aldım :)

16 günün sonunda devasa çalışma masam ve tabure demek için çok büyük olan güzeller güzeli sandalyelerim eve geldiler, yerlerine yerleştiler. Hatta ilk çalışmayı, sırf bana destek olmak için arkadaşlarına hediye etmek üzere bana siparişler veren annemle yaptık.

DSC_7074Annem ayrıca hediyeleriyle de beni rahatlattı, artık eşyalarım kolilerde değil güzel muhafaza kutularında duruyor.

Küçücük değişiklikler, büyücek değişiklikler hepsi çok kıymetli ve beni çocuk gibi sevindiriyor.

Bunun yanı sıra tabii zorluklar, küçük aksaklıklar da oluyor. Mesela marangoz İbrahim Abi’nin tezcanlılığı masayı düşündüğüm gibi banyoya yerleştirememe sebep oldu. Aslında gelip ölçüleri kendisi almıştı ama milimetrik de değil baya santimetrik hatalar olmuş. Önce epey bir sıkıldım sonra banyoya tekrar alıcı gözüyle baktım ve  hem ışığın hem içerideki havanın yazın yetersiz geleceğini farkettim. İstesem de keyifle, huzurla ve sağlıkla çalışmam zor olacakmış. Şimdilik çalışmaları evin çok da kullanılmayan koridorunda (fotoğrafta da görülüyor)  yapmaya karar verdim. Artık bu koridorun da anlatacağı hikayeler olacak!

Duygularımı da nasıl anlatsam ki size? Kocaman bir ailem olduğunu bildiğim için rahatlıkla bu destek çağrısını yapmıştım zaten. Orada olduğunuzu biliyordum! Ve gönderdiğiniz mesajlarla, para armağanlarıyla, ilginizle bir o kadar daha desteklenmiş hissediyorum şimdi.

Çok zenginim öyle böyle değil. Sağolun! :)

Destek çağrım devam ediyor, güncellemeleri de yine buradan paylaşacağım.