Birlikte YA-ŞA-MA-MA-YA hazır mıyız?

resim burcu

Yaz yazyaz, anlat anlatanlat, çek çekçek, yorumla yorumlayorumla, konuş konuşkonuş, sus sussus, izle izleizle, oku okuoku, paylaş paylaşpaylaş, beğen beğenbeğen. Etiketle, yargıla, öfkelen, sıkıl, sinirinden kudur sonra dön işine, dön evine, dön aynaya ağla ağla ağla… Dıştan çıkıp içe gireyim diyorum, her dediğimde ikisi de aynı yermiş fark edince “anaaam!” diyorum ilk kez karşılaşıyormuşum gibi. Haydi bakalım madem bilimum çıkış ve girişler kapalı eh istediğin kadar düşün, yaz, oku, anlat, laykla maykla çözemiyorsun, kaçamıyorsun, savaşamıyorsun, bir zahmet dur bakalım bu durumla da durum durum durmayı öğren Burcu Hanımcığım. 

“Bir grup caz müzisyeni, birlikte doğaçlama yaparlarken, çok ilginç bir şey olur. Birbirinden farklı, hepsi de kendi kararlarını veren bireyler, bir bütünmüş gibi davranmaya başlar. Müzik akıp giderken, müzisyenlerden herhangi biri solo yapabilir ve bu başrol, müzisyenler arasında kusursuzca el değiştirir. Piyanistin ya da trompetçinin öne çıkacağına kim karar verir? Yalnızca o çalgıyı çalan kişi değildir kararı veren, çünkü diğerleri o açıklığı yaratmak için çoktan azıcık geri çekilmişlerdir.   Burada aynı anda gerçekleşen iki düşünme düzeyi vardır; anbean grup tarafından bir bütün olarak ve içindeki bireyler tarafından da ayrı ayrı seçimler yapılır. İnsanlar eylemlerini bir ortaklaşa düşünme süreci aracılığıyla gerçekleştirdikleri zaman, bunu “dağıtılmış zeka” gibi düşünebiliriz.Hiç kimse tek başına denetimi ele almış değildir; oyuncular bir yandan grubun amacına hizmet etmek arzusu tarafından yönlendirilirken, bir yandan da özgürce hareket ederler. Müzisyenlerin birlikte doğaçlama çalabilmeleri için, çok dikkatle dinlemeleri ve ezginin bütünü içinde kendi bireyselliklerini ifade etmeleri gerekir. Grupla uyum ve bağlantı kurduklarında, sanki müzik onlar aracılığıyla kendi kendini çalıyormuş gibi olur.” (Aktif Umut, Okuyanus Yay., s.109)

Nasıl bir müzik istiyorsun onu düşün Burcu Hanımcığım. Sana dayatılan bir müziği mi çalmak istiyorsun? İçinden taşan müziği ifade etmenin en zarif, sade ve etkili yolu ne acaba? Hangi tınılar hoşuna gidiyor, nasıl bir melodi sana zevk verir, her enstrümana açık mısın? Bu müziği başkalarıyla birlikte icra etmek için nasıl bir anlaşmaya ihtiyacın olabilir? Seni ve diğer insanları nasıl bir meşk bir arada tutar? Müziğin sürmesini ne sağlar?

Düşüne düşüne bulunmuyor, sezgi denen şeyin de bir düğmesi yok her istediğinde aç, sorularına yanıt versin. Yine bırakmam gerekiyor kendimi hayata ki hayat zamanını bilir yanıtını verirmiş büyükler öyle diyor. Sonra bir sabah “ritmini bul” diyor bir ses ben uyanır uyanmaz. Herkes kendi ritmini bulursa başkalarının ritmi kendininki gibi değil diye uyuzlanmazsa Jazz olur mu ki?! Ayyy heyecanlanıyorum…

Bedenimizdeki ritm belki bir Jazz müziğindeki gibi doğaçlama değil de mikro düzeyde kodlanmış, önceden ayarlanmış… Çok ilham veriyor Deepak Chopra’nın fizyolojikjazzımızı anlatışı.

YÜKSEK AMAÇ: Her bir hücre, önce bedenin hayrına sonra kendi bireysel
hayrına çalışmayı kabul eder. Eğer gerekirse, bedenin yaşam sürecini koruma adına ölmeyi kabul eder. Hem de onun yaşamı, bizim yaşam süremizin yanında çok kısa olmasına rağmen. Deri hücrelerinin her saat binlercesi ölür. Bağışıklık sistemi hücreleri ise mikroplara karşı savaşırken ölür. Hücrenin yaşamı söz konusu olsa bile, bencilliği seçemez.

İLETİŞİM: Her bir hücre bir diğer hücre ile sürekli ilişki halindedir. Mesaj
taşıyan moleküller, ufacık bir niyet ve düşüncenin bile gerektirdiklerini
haber vermek için en uzak köşeye kadar koşturur. Bu görevden vazgeçme ya da haberleşmeyi reddetme gibi bir seçimleri olamaz.

FARKINDALIK: Hücreler andan ana adapte olurlar. Aniden ortaya çıkabilecek durumlarla başa çıkabilmek için esnekliklerini korur. Sıkı kalıplara, alışkanlıklara bağlı kalmak gibi bir seçimleri yoktur.

KABULLENME: Her bir hücre bir diğerini eşit önemde kabul eder. Bedendeki her bir fonksiyon bir diğerine bağlıdır. Tek başına hareket etmek gibi bir seçimleri yoktur.

YARATICILIK: Her hücrenin kendine has fonksiyonları varsa da (karaciğer
hücreleri, elli ayrı fonksiyonu yerine getirebilir), bu fonksiyonlar
yaratıcı bir şekilde birbirleri ile kombine olabilirler. …Eski davranış kalıplarına takılı kalmak gibi bir seçimleri
yoktur.

OLMAK: Hücreler, dinlenme ve harekete geçme evrensel döngüsüne aynen
uyarlar. Bu döngü kendini her ne kadar hormon seviyelerinin, kan basıncının, hazım ritmlerinin iniş çıkışları olarak gösterse de, en belirgin ifadesini uykuda görürüz. Neden uyumaya ihtiyaç duyduğumuz tıbbi bir gizemdir, uyumasak fonksiyonel bozukluklar ortaya çıkar. Bedenin hareketsizliğinde, gelecek kuluçkaya yatmış durumdadır. Sürekli hareket halinde olmak gibi bir seçimleri yoktur.

VERİMLİLİK: Hücreler en az düzeyde enerji tüketir. Tipik bir hücre, hücre
duvarının içinde sadece üç saniyelik yiyecek ve oksijen tutar. Tam bir
teslimiyet halinde rızkının verileceğini bilir. Aşırı gıda, hava ya da su
tüketimi veya istifçilik gibi bir seçimleri yoktur.

KAYNAĞA BAĞLILIK: Ortak genetik mirasları nedeniyle hücreler temelde aynı olduklarını bilirler. Karaciğer hücrelerinin, kalp hücrelerinden farklı olması ya da kas hücrelerinin beyin hücrelerinden farklı olması, onların ortak kimliklerini sorgulamaz. Çünkü bu ortak kimlik, hiç değişmeden aynı kalır. Laboratuvar ortamında, onların ortak kaynağına geri giderek bir kas hücresini genetik olarak, bir kalp hücresine dönüştürülebilirsiniz. Hücreler kaç kez bölünürlerse bölünsünler kaynaklarına bağlı kalırlar. Bunun dışında kalmak gibi bir seçimleri yoktur.

VERİCİLİK: Hücrelerin ana aktivitesi, vericiliktir. Bu tüm diğer hücrelerle
entegrasyon içinde olduğunu gösterir. Kendini vermeye adamak, alıcı olmayı da otomatik olarak beraberinde getirir. Bu döngünün öbür tarafıdır çünkü …İstifçilik gibi bir seçimleri yoktur.

ÖLÜMSÜZLÜK : Hücreler kendi bilgilerini, deneyimlerini, becerilerini hiçbir şey esirgemeden çocuklarına aktarabilmek için ürer. Bu gerçek bir
ölümsüzlüktür; fiziksel planda ölü gibi olsalar da, fiziksel olmayan planda
kendilerini korumayı devam ettirmektedirler. Nesiller arası uçurum gibi bir
opsiyonları yoktur.

Bir el bir ayağa seni istemiyorum nasıl der? Nasıl der “git! bu benim müziğim?”

Birlikte yaşamamaya hazır mıyım(z)?

 

 

 

 

Reklamlar

İstanbul’cuğum bize müsaade kalkalım artık…

Bir bebek geldi ailemize, bir yıldan fazladır dünyada bize eşlik ediyor. Doğmadan önce, doğduğunda ve sonrasında hep rüyalarıma girer. Geçenlerde annesinin karnına geri girdiğini sonra yeniden doğduğunu izledim rüyamda. Aynı günlerde -tam tespit yapamadık- ablam da kuzenimizin yavrusunu, ağzına sakladığını ve bebeğin annesinin içine geri döndüğünü ardından yeniden doğduğunu görüyor rüyasında.

Besbelli sadece kendi ailemle ilgili bir durumun altını çiziyor bu rüya: “İstanbul bize müsaade şekerim, artık kalkma vakti. Bir gidip yeniden doğmamız gerekiyor da…”

Ablam, eniştem ve bir kuzenciğim dışındaki tek tük akrabalarımız -ki bir gün yollar başka yerlerde kesişecek biliyorum ben- dışında toprak olmuş bedenlerden gayrı aile kalmıyor şehirde. İki-üç nesildir bizi misafir eden İstanbul’dan ayrılmak benim için zaten zor olmamıştı. Şimdi benle birlikte başlayan göç yaşı kocaman olmuş anne, baba, teyze, enişte tarafından sürdürülüyor. Başkasının zoruyla olmayan ama artık zorunlu olan bir göç…

Demir kadar sağlam bir irade, sarsılmaz bir iç huzuru, azizlere yakışacak bir hiçlik hali, sabır, kabullenicilik, farklı bir kavrayış ve/veya müthiş bir aşk hatta tutku, güçlü aile bağları, gerçek üstü bir hayal kurma gücü, sadık bir kentlilik bilinci, dayanışma ruhu, zengin bir topluluk, sarsılmaz bir inanç gerektiriyor bu şehir (tohumları atan, gelecek güzel İstanbul’un peşinde olanlara da selam olsun). Sabır ölçer olsa çatlar biliyorum da işte o yüzden kalan canlara nasıl destek olurum düşünüp duruyorum. Vallahi düşünüyorum…

Bu rüya ancak hayra yorulur hayra, ölmeden ölüp dirilmeden doğacağız belli ki. Yepyeni, tanımadık acılar çekeceğiz topraktan başımızı çıkartana kadar, sonrası güneş! Sonrası güneş de bunun rüzgarı var, bulutu var, dolusu, donu var. İnsana dair eziyetleri de var yok değil de artık biz de o zaman geldiğinde körpeliğimizi, çömezliğimizi atmış accık palazlanmış olacağız biliyorum. Aileme güveniyorum hem de çok! Hayra alamet olsun göçümüz.