Acıda birleşmek, acı üzerinden dayanışmak bir zorunluluk mu?

Yanıtını birlikte düşünerek, bir arada olup hissederek bulmak istediğim bir soru soruyorum.  Gezi Günleri’nde RTE olmasaydı, polis, vali,gaz fişekleri, yaralanan ve ölenler olmasaydı hangi duygularda, hangi dürtüyle, neyin etrafında buluşacaktık? Soruyu şöyle de sorabilirdim: İçimizdeki huzurda, neşe ve yaratıcılıkta,paylaşımın zevkinde, sevgi ve şefkatte nasıl buluşur, nasıl dayanışırız? Bunun yanıtının ve nasıl’ının peşindeyim. Ama içimden bir … Okumaya devam et Acıda birleşmek, acı üzerinden dayanışmak bir zorunluluk mu?

Çırağın aklından geçenler ve bir de tezgâhındakiler

Yine bir sıkılganlık var üstümde, bu sıkılgan tarafımın (adı şimdilik Aliye olsun) ömrüm boyunca kimi zaman yüksek volümde kimi zaman fısıltıyla da olsa benimle olacağını kabul ediyorum ama Aliye bazen içimdeki suları öyle bir bulandırıyor ki durulmam, berraklaşmam söz konusu değilmiş gibi hissediyorum. Aliye, son günlerde ürettiğim şeyler, üretme eylemim ve onları satmam konusunda baya … Okumaya devam et Çırağın aklından geçenler ve bir de tezgâhındakiler

Birlik’te deneyelim mi?

Ön not: Bu yazıyı samimiyetle ve tüm şeffaflığımla yazmaya çalıştım –her zamanki gibi-. Lakin yazının içeriğindeki çağrının hikâyesini uzattıkça uzatma eğilimindeydim. Sıklıkla durup konunun özünü sizi sıkmadan vermem gerektiğini kendime hatırlattım. Böyle böyle benim için kıymetli olan birçok detay kayboldu sanki. Şimdi paylaşıyorum, çok da heyecanlıyım ancak bir taraftan da eksik hissettiğimi bilin istedim. Daha … Okumaya devam et Birlik’te deneyelim mi?

Sevilmek pastanın kremasıymış :) Ben kuru bir parça kekin peşindeyim.

Kaçıyorum, saklanıyorum, varlığıma ve amacıma odaklanıyorum, susuyor izliyorum, endişeleniyor, korkuyorum, çaresizliğe gömülüyorum, iyi şeyler düşünüyorum… Benden kat be kat bilge bu dünyaya güvenmeyi seçmekten başka bir seçeneğim kalmadığını görünce rahatlıyorum. Bunu sık sık yapamıyorum ama deniyorum. Ve neyse ki bana bunu hatırlatmaktan bıkmayan güzel insanlar var çevremde. Hayat işini biliyor, o benim yönetimime ve kontrolüme … Okumaya devam et Sevilmek pastanın kremasıymış :) Ben kuru bir parça kekin peşindeyim.

Düşünedurayım

 olabildiğince yazarak düşüneceğim İki düşünce var içimde biri şu: “İnsanları yürüdüğün yola davet edebilirsin ve hatta bu senin görevindir. Dileyen, seninle birlikte yürüyecektir.” Bunu, kendimi çeşitli yollarla ifade ederek yapabilirim. Hatta ve hatta yürüdüğüm yoldan birilerinin haberdar olması bile yetebilir, bu yol üzerine birlikte düşünmek, konuşmak, iyidir, hoştur. Şimdi bu bir cepte duradursun. Diğer düşünce … Okumaya devam et Düşünedurayım

Nasıl anlatsam

İstiyorum ki zihnim böyle su gibi aksın ellerimden. Klavyedeki “beksıpeys” tuşuna hiç basmayayım istiyorum. Yazarken geri dönüp cümlelerimi okumayayım, düşünmeyeyim… Aslında yazmaktan çok konuşmak istiyorum. Anlatmak saatlerce içimden geçenleri… Zihnimden, yüreğimden geçen, ikisini birbirine bağlayan, kenetleyen tılsımları. Anlatabildiğimce, dilim döndüğünce… Bu da faydasız olabilir. Nasıl anlatılır ki, belki de saliselik anlarda hayatımın gerçekliğini elle tutulur … Okumaya devam et Nasıl anlatsam

Sandalye sahibi olmak…

Usta-çırak ilişkisini ben hiç bilmem. Bilirim de bilmem işte Kitaplarda okumuşluğum var, filmlerde görmüşlüğüm var, hayatın kimi zamanlarında ona benzer bir takım ilişki biçimlerinin kıyısından köşesinden geçmişliğim var. Ancak ne cinsiyet ne kimlik ne yaşla ilgilidir bu ilişkinin kutsiyeti. “Gerçek usta ‘ben bu işin ustasıyım’ demeyen, öğrenmeye devam eden, her gün o işi eline heyecanla … Okumaya devam et Sandalye sahibi olmak…

Ustalarım öğretir ben yaparım

Yünü alıyon kuzunun sırtından Aha böyle kesi kesivereyon Battırdın mı boyaya iş tamam Sonra bir tasta sabunlu su yapıvereyon Başka bir tasta da sade suyu ısıtıvereyon Ne şekil vereceesen onu verdin mi Islayıvereyon yünleri Sonra dövü dövüvereyon bir saat mi iki saat mi Allah ne verdiyse İki de tepik atıyon eğer gücün yetmeyiverir kolların tükeniverirse… … Okumaya devam et Ustalarım öğretir ben yaparım

2013 Toprak, 2014 Çıraklık Yılı

2013 toprak yılıydı benim için; ağaçları, böcekleri, kuşları, otları, fidanları, mantarları tanıma onlarla gönül bağı kurma yılı… Geçen yılın hemen hemen ilk yarısını yerleşik diğer yarısını da tamamen göçebe geçirdim diyebilirim. Köyden ayrılmak oldukça zor olmuştu aslında; tohumları, fideleri, hayvanları, gün doğuşunu, çarşıyı, komşuları ve dostları bırakmak… Oradayken yaptıklarım, yapabildiklerim belliydi sanki ancak göçebeliğe geçmemle … Okumaya devam et 2013 Toprak, 2014 Çıraklık Yılı

Biberimin Acısı

Domatesleri topluyorum birer birer… Arada bir de ikişer ikişer ağzıma atıyorum tatlı tatlı. Gözüm biberlerin yeşiline takılıyor, acısı tatlısı… Çok severim acıyı; hemen küçücük bir ısırık! Ve sürpriz! Daha önce hiç bilmediğim bir acı bu. Az ötede tatlı, tombalak, üç burun biberleri imdadıma yetişiveriyor. Sulu mu sulu ağzıma atıyorum acıdan kurtulmak için. O da ne! … Okumaya devam et Biberimin Acısı

“Dün, Bugün, Yarın” – Bölüm 3: YARIN

Dün Bugün bunları yazmak çocuk oyunu oluyor sanki, sıra YARIN’a geldi mi. Oofff of! Ne yapsam? Vaz mı geçsem bu yazı serisinden? Kurduğum hayallerden mi  bahsetsem yoksa bir türlü kesinlik kazanmayan – pek şikayetçi olduğumdan değil…- planlardan mı? Her ne olacaksa, ne yapacaksam bundan zevk almak için yapacağım -tamam, en azından deneyeceğim-, kendime hatırlattığım bu … Okumaya devam et “Dün, Bugün, Yarın” – Bölüm 3: YARIN

“Dün, Bugün, Yarın” – Bölüm 2: BUGÜN

BUGÜN diye belirttiğim zaman dilimi aslında köyden ayrıldığım andan şu anda bulunduğum İstanbul’a geliş anına kadarki süreç. Şimdi bunu yazmayı deneyeceğim. Bakalım neler çıkacak…

Geçtiğimiz kış okuyabildiğim kitaplardan biri Siyah Koku‘ydu. Sürekli akademik okuma yapmanın verdiği bir takım alışkanlıklar yüzünden roman okumayı da unutmuşum. Üstelik algım hep bilgi kaynaklarını arama bulma ve öğrenmeye yönelik çalışıyor. Zihnimin ve ruhumun ihtiyacı olan ise biraz yavaşlamak, günlük yaşamın öğreticiliğine teslim olmak ve doğadaki bilgiyi keşfetmek… Roman okumak iyi gelmişti aslında ama başkalarına da pek zaman olmadı… Neyse efenim. Siyah Koku –arkadaşım Emre’nin şiddetli tavsiyesiyle- Türkiye için hazırlanmış öyle güzel(!) bir kara ütopya örneği ki!

Kitaba dair ayrıca yazasım var ve fakat şimdilik bunu bir süre ertelemenin verdiği keyifli-huzursuzluğu bozmak istemiyorum ve BUGÜN’e odaklanıyorum. Odaklanmasına odaklanıyorum da Siyah Koku gelip yine yazımın başına yerleşiyor işte. Neden mi? Çünkü romanın ana kahramanlardan birinin, bir diğerine sıklıkla hatırlattığı önemli hususlardan bir tanesi şu: Okumaya devam et ““Dün, Bugün, Yarın” – Bölüm 2: BUGÜN”

“Dün,Bugün,Yarın” -Bölüm 1: DÜN

DSC_4186

DünbugünyarınserisininilkiolanDÜN’üyazıyorumbugün

Girizgah hep aynı efenim; önce bir türlü yazamamamdan şikayet edeceğim, ardından bir şeyler bir şeyler anlatacağım sonra da o bir şeyleri böyle keyifle birbirine bağlayacağım…

Bir kaç ay öncesinde, neredeyse bu günlüğü yazmaya bir son verecektim çünkü Bayramiç Yeniköy’e nispeten uzun süreli yerleşmiş ve oranın rutinine kendimi kaptırmıştım. Günlük hayatta yapmayı sistematik hale getirdiğim birçok şey anlamını yitiriyor, birçoğu da yeni anlamlar kazanıyordu. Kitap okuyamaz, yazı yazamaz, dişlerimi fırçalayamaz, yatağımı toplayamaz olmuştum ilk bir kaç hafta. Bunun yanı sıra daha önce rutinimde olmayan birçok şeyle meşguldüm. Bir bebeğin çevresini algılamaya başladığı dönemdeki gibi heyecanlı, meraklı ve o ana odaklıydım. Okumaya devam et ““Dün,Bugün,Yarın” -Bölüm 1: DÜN”

Nedir bu gelen barış, neye benzer?

Yolda seyreden ‘ben’e neler oluyor? Samimiyetle bakıyorum kendime. Neler oluyor yoldayken bana? Hani kimliklerimi, maskelerimi, bırakıp çıktım ya yola… Gerçekten bırakabilmiş miyim yoksa arada bir giyinip çıkartıyor muyum? Elbette ki öyle oluyor. İşte ben de bunu gözlüyorum; yani bugüne kadar ezberlemiş olduğum davranışlarımı şimdi dikkatle inceliyor, beni ben olmaktan çıkartan ya da ben olmaya yaklaştıran koşulları yol … Okumaya devam et Nedir bu gelen barış, neye benzer?

kutlama

Bugün bu papalaginin, görüp de dokunabildiğimiz dünya üzerindeki 10950’nci günü.

Yaş günüme pek de kıymet vermiyor idim şimdiye kadar. Değişiyor bu yaklaşımım galiba. Okumaya devam et “kutlama”

Başlıksız

Hiç yazmadım. Çünkü istemedim Hiç yazmadım. Çünkü ihtiyaç duymadım. Bugün bir şey oldu ki  aylar sonra heryerbenimevimdir aklıma düştü. Varlığını unutmak üzere olduğum bir blogum vardı yahu. Bugün -aslında ilk kez karşılaştığım bir durum değildi- Bayramiç’in Yerel Tohum Takas Şenliği’nde uzun süre onu uzaktan izlediğim, ne heybetli, ne ilginç biri dediğim bir kadın yanaştı yanıma. … Okumaya devam et Başlıksız

Geç kalmış 31 Aralık yazısı

Kaç 31 Aralık yaşadınız? Hemen hemen hepsini de birçok iyi niyetler, dilek tutmalar, söz vermeler, hatta yeminler yani birçok ‘keşke’, ‘bir daha asla’ ve ‘inşallah’ ile sonlandırdınız. Öyle görünüyor ki ben de sizden pek farklı değilim. Yine de yılbaşı olgusunu bir türlü sevemeyenlerinizdenim, kaç yılbaşına bir türlü diğerleri gibi ‘kutlayamıyorum’ diye ağlayarak girmişimdir… Aynı duygular … Okumaya devam et Geç kalmış 31 Aralık yazısı

Gerçek yolculuk geri dönüştür

“…Verilen bir söz, seçilen bir yöndü, kendi kendine seçenekleri kısıtlama anlamına geliyordu… eğer hiçbir yön seçilmezse, eğer insan hiçbir yere gitmezse, hiçbir değişme olmaz. İnsanın seçme ve değişme özgürlüğü kullanılmamış olur, tıpkı insan kendi yaptığı bir hapishanede, içinde hiçbir yolun diğerinden daha iyi olmadığı bir labirentteymiş gibi. Bu yüzden Odo söz vermeyi, yemin etmeyi, sadakat … Okumaya devam et Gerçek yolculuk geri dönüştür

Papalagi’nin hiç zamanı yok!

“Papalagi denince beyazlar  ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse ‘göğü delen’anlamına gelir: Samoa’ya ilk misyoner bir yelkeniyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler. Beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik! O, göğü delip geçmişti.” Size olur mu bilmem ama ben İstanbul’daki odamdaki kitaplığa durup durup bakarken bazı kitaplar … Okumaya devam et Papalagi’nin hiç zamanı yok!

Doğaya da bak Burcu, doğadaki kendine de!

Bazen yazı yayımlarken ‘bunları ailem de okuyor acaba ne hissedecekler’ diye düşünmüyor değilim…Sanırım bu sebeple de kendimi bazı konuları buraya aktarmakta kısıtlamıyor değilim. Özellikle bugün içimden çok kasvetli bir yazı yazmak geliyordu, böyle karanlık, puslu, soğuk filan. Bu blog da bir nevi günlük işte -kendi defterime aldığım notlar kadar olmasa da- içinde bütün duygulardan biraz … Okumaya devam et Doğaya da bak Burcu, doğadaki kendine de!

Yepyeni bir gün adı bulmalı 7 gün de ona eş olmalı

    Geçen sene kentten köye yolculuğumdaki ilk durağımda da yazmıştım, ‘yediğin yemeği hakketmelisin’. Doğaya şükrederken bulmuştum kendimi orakla buğday biçer ve öğle sıcağında burçak yolarken. Attığım ter toprağa karıştıktan sonra ancak yediğim ekmeğin lezzetini alabilmiştim. Hem de ne lezzetti! Burada da aynı şey geçerli, böylesi güzel sofralar güzel lokmalar her zaman olmuyor. Bereketi paylaştığın … Okumaya devam et Yepyeni bir gün adı bulmalı 7 gün de ona eş olmalı

nasıl

  Koyu ve kaçınılmaz   İçeride ve dışarıda yalnızlık…   Sürekli bir dikkat halindeyken hepsi daha belirgin duyguların    Bu türlü yalnızlığa keşke telefonsuzluğu, internetsiziği de ekleyebilsem. Nasıl vazgeçeceğim alışkanlıklarımdan hım? Fikri olan?     Okumaya devam et nasıl

Devam

Dün sabah 7’de kalktım. Köydeki misafirlerle tanıştım: Joelle ve Beran. Dendi ki işten güçten önce bir ölçek yoga alınsın. Artık anladım ki etrafımda yoga ile ilgilenmeyen kimse kalmadı. Su içmek gibi bir şey olmuş yoga, e güzel.  Az bir yürüyüşle aşağıdaki çeşmenin oraya gidildi, tertibat kuruldu seans başladı. E fena mı oldu? Hayır :) Şimdi … Okumaya devam et Devam